GELİŞİM BASAMAKLARI, ERGOTERAPİ, ERGOTERAPİST & DUYU BÜTÜNLEME

GELİŞİMSEL YETERSİZLİĞİ OLAN ÇOCUKLARDA KAZA VE YARALANMA
17 Şubat 2020
2 Nisan Otizm Farkındalık Günü ve Covid19
2 Nisan 2020
Tümünü Göster

GELİŞİM BASAMAKLARI, ERGOTERAPİ, ERGOTERAPİST & DUYU BÜTÜNLEME

Hatice Akbulut

(Ergoterapist)

İnsan sinir sistemi anne karnından itibaren hızla gelişir. Bu gelişim doğumdan sonra da devam eder. Williams ve Shallenberger tarafından hazırlanmış olan bu piramit gelişim basamaklarında çocukların tamamladığı süreçleri özetlemektedir.
Öğrenme süreci bebek henüz anne karnındayken, duyu bütünleme sayesinde başlar ve doğumdan sonraki süreçte, duyusal gelişimle birlikte merkezi sinir sistemi beslenerek gelişimine devam eder.
Annesinin karnındaki bebek öncelikle annesinin hareketleriyle birlikte hareket ederken iç kulağındaki denge kristalleri de bu salınıma eşlik eder ve vestibuler (hareket) sistemi stimule olur. Elleri ya da vücudu çeşitli yerlere değerken derisinden gelen stimulasyonlar sayesinde taktil (dokunma) duyusu gelişir ve annesiyle ilk iletişimi kurmaya başlar. İşitsel sistemini çevreden gelen sesleri duyarak geliştirmeye veya benzer şekilde parmağını emerek oral-motor ve tat alma sistemi gelişirken, proprioseptif ve görsel duyularını da kullanır.
Bebek ilk doğduğunda bu kez bebek için çok daha heyecan verici ve karmaşık bir öğrenme süreci başlamıştır. Uyaranların hepsinin dozu giderek artmaktadır ve değişen bu yeni duruma vücudunun adapte olması gerekmektedir. Sinir sistemi bu dönemde nörolojik düzeyde hızla gelişir. Göz teması, mutluluğu ifade etme, sesin yönüne bakma, yakınlarını tanıma ve tepki verme, seslere ses çıkararak karşılık verme gibi sosyal alanlarda ve nesne takip etme ve düştüğü yere bakma, oyuncak tutup sallama, başını tutma alanlarında öğrenme süreci hızla devam eder. Aynı zamanda, yenidoğan reflekslerinin kontrolü altındadır. Bu refleksler onun dünya ile ilk ilişki kurmasını ve yaşama becerilerini geliştirmesini sağlar. Yaklaşık 6 aylık oluncaya kadar sinir sistemi yenidoğan refleksleri aracılığı ile edindiği bilgileri kullanarak gelişir. Bu bilgiler bebeğin ilk 6 aylık döneminde görme, işitme, koklama, tatma, dokunma gibi beş duyusunun yanı sıra vestibuler ve proprioseptif duyularının gelişimini ve böylelikle bebeğin gerek kendi vücudu gerek çevresindeki dünya hakkında anlamlı bilgiler edinmesini sağlar. Bebeğin vücudunu ve dünyayı doğru algılamasının sağlandığı bu duyusal gelişim döneminin ardından; sinir sistemi bu bilgileri kullanarak hızla gelişime devam eder.
• Bu gelişimi yaşamın ilk 1 yılında ağırlıklı olarak sürünme, dönme, emekleme ve yürüme gibi artık daha gelişmiş motor aktiviteler (motor planlama ve vücudun 2 tarafının kullanımı aktiviteleri) ya da sosyal ve psikolojik farkındalıklar takip eder. Bu süreç sinir siteminde sırasıyla; taklit becerileri, hafıza kullanımı, duruma göre kendini ayarlayabilme ve özkontrol, yabancılara tepki, damak tadı, kıyaslama, şakaları anlayarak şaka yapma, fikir üretme, özgüven, 3 boyutlu görsel farkındalık, saklandığını gördüğü bir objeyi bulma, basit direktifleri anlama ve yapma, el çırpıp nesneleri orta hatta birbirine çarpma, insanların ruh halini anlama ve ona göre davranma, emekleme ve yürüme gibi alanlarda farklılıkların ve gelişimlerin kendini net olarak gösterdiği süreçtir.
Yaklaşık 2,5 yaşına kadar devam eden bu süreci çocuğun dili anlamaya ve kullanmaya başladığı dönem takip eder ve iletişimde en önemli süreçlerden biridir. Dil gelişimiyle birlikte dikkatin, bilateral merdiven inip çıkmanın ve el-göz koordinasyonunun da gelişimi 3. aşamada meydana gelir. 3 tekerlekli bisikleti kullanma, yürürken engelleri adım atarak geçme, çömelip kalkma ya da geri geri yürüme, yine 3. aşamanın gelişim basamaklarıdır.
Çocuğun akademik gelişimin başladığı son aşama ise 4 yaşından sonraki dönemdir. Bu aşamada çocuk günlük yaşam aktivitelerinde daha kontrol sahibidir. Gününü planlayarak uygulamaya geçirebilir veya davranışlarını rahatlıkla kontrol eder. Akademik öğrenmenin de dahil olduğu bu beceriler daha üst düzey becerilerdir ve tıpkı bir evin çatısı gibi; ancak doğru gelişen temelin üzerinde doğru bir şekilde yapılanabilirler.

Normal duyusal sürecin bu aşamalarından herhangi birinde sorun yaşayan çocuklar, duyu bütünleme terapisine ihtiyaç duyarlar. Çünkü öğrenmenin temelinde duyu-motor gelişim yer almaktadır.
Çocuğun çevre ile etkileşimi beyin gelişimini şekillendirir.
Duyu bütünlemede duyusal gelişim aşamalarından herhangi birinde bir problem olduğunda ÇOCUĞUN GÜNLÜK YAŞAMINA;
Öğrenme süreci; Hafıza, Görsel yetenekler, İşitsel yetenekler, Kişilerle ve çevreyle iletişim-etkileşim, Kaba motor hareketler, Oyun oynama yetenekleri, Uzay-zaman farkındalığı, Öğrenilmiş bilgiye erişim, İnce motor beceriler, Denge ve koordinasyon, Geleceği ya da bir hareketi planlama becerileri, Aynı anda farklı iki aktiviteye odaklanabilme, Dikkat ve konsantrasyon, Yemek yeme, Konuşma, El-göz koordinasyonu, Yeni fikir üretme ve uygulamak için işleme koyma, Özgüven, Duygusal ve fiziksel tepkileri ayarlayabilme, Yeni duruma adapte olabilme, Odaklanma ve sürdürme, Sinir sistemi gelişimi, Akademik beceriler, Sosyal hayata uyum, Psikolojik gelişim, Öfke kontrol, kısa ve uzun süreli bellek ve Günlük yaşam aktivitelerinde vücudun doğru kullanımı, Bisiklete binme, Koşma gibi alanlarda zorluk belirtileriyle yansıyarak; akademik, fiziksel, sosyal ve psikolojik hayatlarına negatif yansır.

Bir binanın temelinin sağlam olması gerektiği gibi, öğrenmenin temelini de duyu bütünleme oluşturur. Duyu bütünlemede yaşanan sorunların sebep olduğu problemler, doğru sebepler bilinmediği için çoğu zaman yanlış yöntemlerle ortadan kaldırılmaya çalışılır ve çocuk için doktor-psikolog-pedagog-özel dersler arasında gidilip gelinecek bir maraton başlar.
Duyularımız beynimizi besleyerek onun gelişimini sağlar. Eğer çocuğunuzun bizim yemek yemeye ihtiyacımız olması kadar doğal olan ihtiyaçlarını ona yasaklamak yerine, neden saplantı haline getirdiğini anlar ve ona göre bir yol çizerseniz, onun mutluluğu hayatınızı kolaylaştıracak; sizin ve tüm ailenin yüzündeki gülümsemelerin gün geçtikçe artmasını sağlayacaktır.
İhtiyacı olan uyaranları doğru zamanda ve doğru yöntemle alan çocuk öncelikle huzurlu olacak, bununla birlikte hızla gelişip, tüm aileye yansıyacak bir mutluluğa ulaşabilecektir.

 

Ergoterapi Nedir ?

”Ergoterapi (Occupational Therapy-OT); bireylerin günlük yasam aktivitelerinde maksimum bağımsız olmalarını hedefleyen yaklaşım modelidir. Ergoterapi yaklaşımları, bilişsel fonksiyonel ve duyu- motor becerilerindeki artışı; beyin fonksiyonlarını geliştirerek meydana getirir.

Türkçe’ye ‘uğraşı’ olarak çevrilen ‘occupation’ kelimesi, kişinin zamanını geçirdiği uğraşı konusu üzerine yoğunlaşır. Çocukların günlük yaşamlarında, zamanlarını kapsayan uğraşıları üç temel bölümde toplayabiliriz.

Öz Bakım: Uyuma, yeme, giyinme, bakım ve tuvalet.

Aktivite: Bir şey yapmak veya bir görevi yerine getirmek için planlama ve uygulama.

Dinlence-Eğlence: İlgi alanlarında ve/ya başkasının isteği doğrultusunda dikkat durumunu ve davranışı gereksinimlerle eşleştirerek, keyif aldığı oyun ve aktivitelere başlayabilmesi ve sonlandırabilmesi.

Ergoterapist Ne Yapar ?

Ergoterapist, çocuğun oyun becerileri, okul performansı, günlük öz bakım becerileri yaşa uygun gelişim seviyesini değerlendirir ve gereksinimlerini ve önceliklerini belirleyerek uygulama planını oluşturur.

Öz bakım, oyun ve aktiviteler gibi çocukların uğraşılarını terapinin odağına yerleştirmek yoluyla gelişim sağlanır ve çocuğun kapasitesi geliştirilir. Buna ek olarak çevreye ve/ya göreve uyum da uygulamaya dâhil edildiğinde, tam bağımsızlık yolunda adım atılır ve hayat kalitesi arttırmak amaçlanır.

Ergoterapistler çocuk gelişimi açısından bütünleyici bir kapsamda çocuğun sadece fiziksel değil aynı zamanda psikolojik durumunu, sosyal ve çevresel faktörlerin etkisini göz önünde bulundurur ve bu etkenlerin çocuğun hayatını işlevsel yönden farklı şekillerde etkileyebileceği var sayımından yola çıkar. Bu bütünsel yaklaşım, çocukların tedavi uygulamaları açısından vazgeçilmez niteliktedir.

Duyu Bütünleme Terapisi Nedir ?

Duyu bütünleme terapisi 1960’ lı yıllarda Amerikalı doktor J. Ayres tarafından, University of Southern California’da yapılan araştırma ve çalışmaların ardından uygulamaya konulmuş, devam eden süreçte tüm dünyada, çocuklar için, özellikle otizm başta olmak üzere birçok problemin çözümünde oldukça önemli bir terapi yöntemi olarak uygulanmaya başlanmıştır.

Duyu bütünleme terapisinde çocukların yaşadıkları duyusal tecrübelerin nörofizyolojik adaptasyonu ve çocuğun duruma uygun adaptif/uyumsal cevap açığa çıkarması sağlanır. Bu çocuğun çevresiyle olan sosyal, duygusal ve fiziksel etkileşimine pozitif yansır.

Kişinin vücudu ve çevresinden aldığı duyu bilgileri beyinde bilginin kavranması, yorumlanması ve bütünleştirilmesi işlemlerinden geçerek, ortaya çıkan duysal bilginin kullanılarak organize bir cevap açığa çıkarılması sağlanır. Böylece çocuk dış dünyadan gelen duyu bilgilerine adapte olur.

Duyu bütünleme terapisi; doğrudan  çocuğun merkezi sinir sistemine etki ettiği için sinir sisteminin gelişimini sağlar.

Terapideki hedef çocuğun her zaman mutlu, iletişime açık ve ortamdaki uyaranları rahatlıkla tolere edebilir halde olmasını sağlamaktır. Olumlu tecrübeler öğrenmeyi kolaylaştırır. Seans sırasında mutlu olan çocuk iletişimi sürdürür ve oyun sırasında öğrendiği bilgileri günlük yaşamına çok daha kolay entegre eder. Çocuk ancak dünyayı normale en yakın şekilde algıladığında öğrenmeyi gerçekleştirebilir. Dünyayı en iyi algılama da ancak duyusal bütünlükle sağlanabilir.

Terapinin temeli duyusal uyaranların, çocuğun ihtiyaçlarına ve sorunlarına göre planlanarak, çeşitli programlar halinde çocuğa sunulmasıdır.

Duyu bütünleme terapisi sırasında her çocuk kendi içinde farklı bir birey olarak kabul edilir çünkü her çocuğun farklı duyusal bozuklukları ve elbette farklı bir kişiliği vardır.

Terapi seanslarının başında çocuk değerlendirilir ve hangi alanlarda ne şekilde sorun yaşadığı tespit edilir. Çocuğun problem yaşadığı alanlardaki bozukluğun davranışlarına ne şekilde yansıdığı gözlemlenir ve uygun terapi programı hazırlanır.

Terapi sırasında aile sürecin en önemli parçasıdır ve terapistle aile, çocuğun da içinde olduğu bir takım gibi çalışmak zorundadır.

Terapi süreci içinde standart bir terapinin dışında çocuğun terapi sırasındaki ihtiyaç ve arayışları göz önünde bulundurulur ve aileye de çocuğunun neye ihtiyacı olduğunu anlaması için eğitim verilir. Unutulmaması gereken en önemli nokta terapilere devam eden çocuğun bir birey olduğu ve asla standardize edilemeyeceğidir. Terapiler çocuğun ve ihtiyaçlarının önderliğinde sürdürülür.

Terapi sırasında seanslar çocuğa, ihtiyacı olduğu düzeydeki duyusal uyaranlarla donatılmış veya uyaranlardan arındırılmış oyunlar şekilde sunulur. Çocuğun seans sırasında terapist ile sürekli iletişim halinde olması birinci hedeftir. Çünkü seans sırasında, yapılandırılmış ortamda, iletişim kuran, fikirler üreten, çözümler bulan, hayal eden, sosyalleşerek oyuna katılan çocuk; seanslar dışında da iletişimi sürdürecek ve günlük hayatındaki sosyal, fiziksel ve psikolojik sorunlarını atlatmaya başlayacaktır.

Comments are closed.